kara fatma

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

kara fatma

Mesaj tarafından ahmedifaruk Bir Çarş. Şub. 20, 2008 2:36 pm


Her cephede savaştı yoksulluk içinde öldü

İstiklâl Harbimizde çok sayıda kişisel kahramanımız var. Ama bir “Kara Fatma” Fatma Seher var ki hepsinden ayrı.

ERCAN DOLAPÇI
İstiklâl Harbimizde çok sayıda kişisel kahramanımız var. Bunların öyküleri bugüne kadar çok yazılıp anlatıldı. Ama bir “Kara Fatma” Fatma Seher var ki hepsinden ayrı. Hâlâ yazılıp anlatılsa bitecek cinsten değil. “Kara Fatma” İstiklâl Harbimizin en simgesel kahramanı. Ailece İstiklâl Harbine katılırlar ve birçok cephede büyük başarılar gösterirler. Üsteğmen rütbesiyle emekli olan “Kara Fatma”, kendisine bağlanan emekli maaşını da hayır kurumuna bağışlar. 1933 yılında ise yoksulluktan İstanbul’da Rus manastırına sığınır. 1955 yılında öldüğünde ise yine yoksuldur. Tıpkı aynı dönem silah arkadaşlığı yapan “Kartallı Kâzım” gibi...

Kara Fatma kimdir?
1878 yılında Erzurum’da dünyaya gelir. Balkan Harbi’nde eşi Derviş Erden’le birlikte Edirne’de, düşman işgali altında olan Yanık Kışla’da bulunur, askerlik hayatını birlikte paylaşır. Cihan Harbi’nde kendi ailesinden 9-10 kadınla birlikte Kafkas Cephesi’ne gider. Mütareke yıllarında ise binbaşı eşi Derviş Bey’in ölümü üzerine Erzurum’a oradan da Sivas’a Mustafa Kemal’in yanına gider Burada bir müfreze kurar. Daha sonra Mustafa Kemal tarafından görevli olarak 9 yaşındaki kızı Fatma ile birlikte İstanbul’a gönderilir. Burada gizli teşkilatla birleşerek silah ve adam kaçırma gibi faaliyetlerde bulunur.
Daha sonra kaçarak İzmit’e gelir. Burada müfrezesi 480 kişiyi bulur. Yanına kardeşi Süleyman’ı da alır, İzmit’in işgali sırasında Yunanlıların eline düşer ve 19 gün işkenceli esaretten sonra Yunanlı nöbetçiyi öldürerek kaçar. Birinci İnönü, İkinci İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruza katılır. Kendi deyimiyle bugüne kadar müfrezesinde kırk üç kadına karşı yedi yüz erkek askeri vardır. Kadınlardan 28’i şehit olur. Kendisi de birçok kez yaralanır. Çavuşluk rütbesiyle işe başlayan Fatma Hanım, en son Üsteğmen rütbesiyle emekli olur. Büyük Zafer’in coşkusunu yaşar. Ömrü boyunca bu coşkuyu unutmaz. Kendisine bağlanan maaşı, “Vatanının büyük kurtarıcısı Ebedî Şef’in lâyık olmadığım büyük iltifâtı beni son derece sevindirmiştir. Esasen bütün emel ve arzum, yapmış olduğum hizmetten hiçbir menfaat beklemiyorum. Bu itibarla taltif edilmiş olduğum rütbenin mukabilinde verilecek maaşımı Kızılay’a terk etmekle son vazifemi yaptım” diyerek Kızılay’a bağışlar. Uzun yıllar izini kaybettirir. Bu sırada -bir çatışmada iki elini ve akli dengesini kaybeden- kızının çocuğuna sahiplenir. Ona uzun yılar didinerek bakmaya çalışır. İstanbul’daki Rus manastırına sığınır. Burada kendisi yerde yatarken torununu tahta yatakta yatırır.

Rus manastırında
Zamanın ünlü mecmuası Yedigün, “Kara Fatma”yı İstanbul Galata’daki Rus manastırında bulur. Onunla mülakat yapar. Mekki Sait Bey, bu mülakatı derginin 9 Ağustos 1933 tarihli sayısında yayımlatır. Sararmış dergi arşivlerinde kalan bu mülakatı ilk defa burada yayımlıyoruz. Çünkü “Kara Fatma”nın biyografisini yazanlar bu bilgiyi bilmiyor. Hatta “1923-44 yılları arasındaki hayatını aydınlatıcı malzemeyi henüz elde etmiş değiliz” diyorlar.

Yoksul ama gururlu
“Kara Fatma’nın odasına girdiğimiz dakikadan beri yanımızdan ayrılmayan küçük Valântin, adeta kulağımıza fısıldar gibi:
- Vaziyeti çok fena! Dedi, acaba niçin bir iş bulmuyor da sana sola çatıyor!
Kara Fatma öfkelendi:
- Sen çekilsene bakalım odana!.. Bizi biraz yalnız bırak.. Belki aramızda konuşacak şeylerimiz var...
Sonra bize döndü:
- Canım dedi.. Biz kendi aramızda dertleşeceğiz... Bunun burada işi ne?.. Ben babasına cephede kurşun atmışım, kızı burada bana lâkırdı atıyor...
- Sinirlenme canım, dedik... Çocuk bu, kusuruna bakılır mı?..
- Ne olursa olsun, ben bunlara halimi belli etmek istemiyorum. Hatta başka yerde eşyalarım olduğunu, torunlarımı sağlam yetişsinler diye tahta üstünde yatırdığımı söylüyorum. İşten bahsediyor... İş bulamıyorum ki.. Kapıcılık kolculuk bulsam.. çöpçülüğe de razıyım. Kızımla torunlarıma bakayım...
- Kaç yaşındasın?
- 55 yaşındayım. Askere 24 yaşında girdim. Seferberlikte Kars, Kâğızman, Bayazıt taraflarında çalıştım. 275 kişilik bir çetenin reisi idim. İstiklâl Harbinde Garp Cephesinin hemen her tarafında bulundum. Bereket Alakaya taarruzunda, sonra Düzce’de eşkıya ile müsademede, Sivrihisar’da, bir de Değirmendere’de yaralandım. Bunlardan başka ufak tefek çizikler sıyrıklar da var, onları saymıyorum. Kızımın parmaklarını da şarapnel kesti. Zavallı şimdi yarı deli bir vaziyettedir. Yetimleri bana kaldı. Çalıştığım müddetçe âmirlerimin takdirlerini kazandım. Bütün sefaletimi unutturan, beni yaşatan bu
İstiklâl madalyasıdır, açım ama şerefliyim!

Kadıncağız ağlamaya başladı:- Bazen çocukların elinden tutuyor; “Şu yetimler aç kalmış, ölecekler” diye torunlarım olduğumu sezdirmeden, onlar için yardım toplamaya çıkıyorum, ne yapayım, siz söyleyin!
- Şimdi nerede çocuklar?
- Sokaktalar.. Birazdan gelirler, birinin elinde yüz para, ötekinin avucunda altmış para:
- “Al nine, derler... Açsın... Vallahi biz de içinden hiçbir şey harcamadık, olduğu gibi sana getirdik. Bir çay pişiremez misin bunlarla... Ekmek batırıp ta beraber yiyelim.”
- Ah, ah... Onlara doğru dürüst birer dilim ekmek bile yediremiyorum...
Matbaaya dönüyorum... Vakit öğle... İnsan acıkınca taze ekmek ne güzel kokuyor... Hay var olun Tophane fırıncıları! Ne pişkin, ne kabarık, ne beyaz, ne mis kokulu ekmekler çıkartıyorsunuz!.. Hem de 6 kuruşa ha!..
Eğer günahı büyükse, varsın Kara Fatma çeksin, ona zırnık bile vermeyin isterseniz, fakat ey Türkiye’nin en has ve en lezzetli ekmeğini pişiren, iyi kalpli Tophane fırıncıları! Bayatından bir okka somunla, iki yavruyu dilenmekten bari siz kurtarınız!”

Tekrar maaş bağlandı
Kara Fatma’nın yoksulluk içindeki yaşamı uzun yıllar sürer. Bu sıkıntısı üzerine zamanın Kars mebusu Tezer Taşkıran ve Rize mebusu İzzet Akçal tarafından “İstanbul’da bir kulübede yaşamakta ve büyük bir sefalet içinde kıvranmaktadır” şeklinde önerge TBMM’ne verilir. 17 Şubat 1954 günü bu önerge kabul edilir ve Fatma Hanım’a 170 lira maaş bağlanır. Ancak bu aylıklı yaşam kısa sürer. Fatma Hanım memleketi Erzurum’a geri döner. Ve burada 1955 yılında (ay ve yılını bile bilen yok) hayata veda eder. Tıpkı diğer silah arkadaşları gibi...
Herkes “Kara Fatma”nın kahramanlıklarını bilir de bu acı öyküsünü bilmez. İstanbul’un Anadolu yakasına büyük bir Fatih heykeli dikeceklermiş. Karşısına da aynı boyutlarda “Kara Fatma” heykeli dikseler acaba fazla mı olur?.. Hey gidi hortumlanan Türkiye hey!..
ALINTIDIR:http://www.milligazete.com.tr/index....=news&id=42317
avatar
ahmedifaruk
...
...

Mesaj Sayısı : 319
Nereden : YAHYALI
Kayıt Tarihi : 03/11/07

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz