Prof. Dr. Mehmet Emin Ay ile söyleşi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay ile söyleşi

Mesaj tarafından Nefy-ü İsbat Bir Salı Ara. 11, 2007 3:26 pm



Mütevazı kişiliğiyle tanınan ve milyonlara varan hayranıyla gönüllerde yer edinen Prof. Dr. Mehmet Emin Ay Hoca ile Bursa’da, Uludağ Üniversitesin İlahiyat Fakültesindeki odasında doyumsuz, güzel bir söyleyişi gerçekleştirdik. Kendisinden Allah razı olsun diyor ve sözü fazla uzatmadan, sizi sesi kadar güzel görüşlerine götürmek istiyorum. Buyurun…


*Günümüz gençliğinin sorunları, gençliğin kendine sorun ettiği nelerdir? Siz bu sorunlara nasıl çözümler önerirsiniz?

İnsanın hayatında bir takım sıkıntılar vardır. Yürümeye başlamadan önce bir çocuğun düşe kalka yürüyememe sıkıntısı vardır. O çocuk için yürüme sıkıntıdır. Fakat çocuk bunun farkında olmadığından bunu problem etmiyor. Cenabı Hak ona öyle bir özellik vermiştir ki, o önüne çıkan engelleri hep aşmak ister. Her şeyin tadına bakmak, her şeyi eline alıp denemek, tanımak ister. Gençlerin de sıkıntı adına problemleri var, yok değil. Bunlar hangi sıkıntılar mı? Özellikle etrafı kuşatılmış gençlik ciddi mânâda sıkıntılı. Özellikle cinsî duyguları tahrik edilen bir gençlik söz konusu. Fakat ikinci bir sıkıntı olarak evlenmek de kolay değil. Dolayısıyla bunun bir problem yapılması kaçınılmazdır. Nasıl bir şema çizebiliriz? İnsanoğlunu en iyi tanıyan onu yaratandır, onun Rabb’idir. O’nun Peygamberleri vasıtasıyla gönderdiği mesajları yani vahiyler vardır. Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen Peygamberlerin, insanların kendisini tanıma yolundaki engelleri aşma hususunda kolaylaştırıcı bir takım çözüm önerilerinden sunulur. Bu vahiyledir. İşte bizim çözüm önerimiz de bundan ibarettir. Son Peygamber, Efendimizin (asm) getirmiş olduğu Kur’an-ı Kerim günümüz insanına da, kıyamete kadar gelecek insanlık âlemine de ışık tutacak özelliktedir. “Ey gençler, gücünüz yetiyorsa evlenin. Şayet buna gücünüz yetmiyorsa, Allah size bir çıkış kapısı açıncaya kadar iffetinizi muhafaza edin” buyuruyor ve ekliyor: “Size oruç tutmanızı da tavsiye ediyorum, çünkü oruç, insanoğlunda var olan şehveti kıran bir özelliğe sahiptir ve bir kalkan gibi korur.” Bu, sadece gençliğin sıkıntılarından bir tanesine örnek verdiğim, Peygamber Efendimizin çözüm önerisidir. Ama gençliğin sıkıntısı sadece bir takım cinsî duyguları değildir. Mesela gençler, yetişkinlikle çocukluk arasında sıkışan bir döneme rastlarlar. Bir şey yapmak istese, “Ya ne çabuk büyüdün, daha dün çocuktun” denilir. Bir şey yapmak istediği vakit ise “Çocuk musun canım, sen artık kocaman adam oldun” der anne babalar. Bu ikisini ayarlayamamak özellikle anne babanın hatasıdır. Bir eğitimci, bir çocuk için bile diyor ki, “Şahsiyet olarak ona değer verin, çünkü o bir şahsiyet sahibidir.” Bizim küçültülmüş bir fotokopimizdir, başka bir şey değil yani. Ama bir şahsiyettir. İşte Allah ona o şahsiyet duygusunu, o küçük yaştan itibaren veriyor. Mesela küçük bir çocuğa bir şeyler söylüyorsunuz, ağlıyor. Demek ki bir ruh sahibidir, taş gibi duygusuz ve hissiz bir varlık durmuyor karşımızda. Sadece yetişkinlikte duygusal olan bir varlık değil ki. Fakat anne babalar olarak biz davranışlarımızı tam ayarlayamadığımızdan, özellikle gençlik döneminde ne çocuk, ne de yetişkin gibi davranıyoruz onlara.

Burada Efendimizin (asm) tavrına bakmak, sünnetine uymak gerekiyor. Onun Sünneti seniyyesine baktığımız zaman, Hz. Ali’ye, Hz. Enes’e gerek çocukluk döneminde, gerekse gençlik dönemine geçiş zamanında, onlara güzel sorumluluklar verip takip ettiğini, ilgilendiğini ve bir yetişkin gibi davrandığını görebiliriz. Bu da Peygamber Efendimizin ahlâkından yansıyan bir çözüm önerisidir.

Bunun yanında günümüzdeki eğitim sistemi, gençleri –benzetmek gibi olmasın- yarış atı gibi testlerle, sınavlarla vs. yarıştıran, gençlerin sosyal faaliyetlerini azaltan, hayata farklı bir pencereden bakmasına engel olan, bir sürü engel gençliğin önünde duruyor. Sınav sistemi, okullardaki eğitim sisteminin gence hitap etmeyen yönü, toplumda üniversite kazanma konusunda oluşan baskı vs. ne yazık ki sıkıntı olarak duruyor gençlerin karşısında. Sizin en son ne zaman bir sınavdan çıktığınızı bilemiyorum ama ben kendi çocuklarımda bu sıkıntı ve stresi yaşıyorum. Kendimi onların yerine koyuyorum, “şimdi bunda da kazanamazsam ne olur?” diyorum. Ne kadar ciddî bir olay değil mi. Bundan sonra böyle bir psikoloji ile bir şey başaramam, endişesine kapılıyor vs. Ama buna karşı kadere inanarak, tevekkül anlayışıyla, üzerimize düşeni yaptıktan sonra bir çözüm sunmak lazım. Bazen hiç bilmediğimiz bir anda bizim hakkımızda Cenab-ı Hak hayır diliyor. Biz o an için farkında olamıyoruz ama sonradan ne kadar hayırlı olduğunu görüyoruz. Bunu o yaştaki gençlere gönülden inanarak söylersek, hakikaten faydalı oluyor. Mesela benim oğlum grafikerlik konusunda çok arzuluydu. Fakat nasip olmadı, kazanamadı. Ancak şimdi farklı bir yerde o mesleği çok güzel bir şekilde öğreniyor ve bir yandan da yüksek tahsilini sürdürüyor. Yani illa bir okula devam ederek öğrenilmesi gerekeni öğrenmek mecburiyetine sokmamak lazım. Kendi açımdan söyleyeyim; ben okulu bitirdiğimde farklı yerlere yönlendirildim, ama şu anki mesleğimden gayet memnunum.



*Gençlik sorunlarına neden olarak; lüzumlu ahlâkî kuralların bilinçlerine yerleşememesi, ailenin gençlerle iletişim eksikliği gibi ana nedenler var. Özellikle çocuğun ve gencin yetiştirilmesinde ailenin yanlış metotları söz konusu. Bunlar nasıl düzeltilebilir? Zamanında verilmesi gereken eğitimin telafisi nasıl bir eğitim ile olabilir?

Çok rahatlıkla söyleyebiliriz ki, bir gencin davranışlarını okumak istiyorsanız, onun ailesine ve yetiştiği ortama bakın. Büyük tesiri vardır. O sebepten aile ilk eğitim yuvasıdır. Pek çok araştırma yapıldığından bu faslı bitirmek isterim.

Bir insanın karakteri 2 ila 6 yaşları arasında teşekkül ediyor. Geri kalan 3. bölüm ise gençlik döneminde tamamlanıyor. 2 ila 6 yaşları arası dönemi çocuk nerede geçiriyor? Ailesiyle… Dolayısıyla siz ona tutumlu veya müsrif, temiz veya pasaklı, düzenli veya dağınık olmak gibi davranışları anneden, babadan, abladan veya ağabeyden yansıtabilirsiniz. Eğer çocuk bu örneklerden uzaklaşarak bir başka eğitim kurumunun yakınında olabilir. Dede ya da nine gibi… Davranışlarına bu kez onların özellikleri yansıyor. Bazen bir gence bakıyorsunuz, iyi bir ailesi yok. Fakat çok iyi özellikler sergiliyor. Araştırdığınızda, aile bir takım sebeplerden dolayı ilgilenemediği çocukla halası veya dedesi ilgilenmiş. Babaannesinin kucağında, çok güzel iman hakikatleri dinleyen insanlar var. Ve o kişi “ben babaannemden çok şey öğrendim” der. Bu bakımdan çocukluk döneminde alınan veya alın(a)mayan ahlak eğitiminin iyi ya da kötü mânâda tesiri vardır. Efendimiz (asm) buyururlar ki, “Bir babanın evladına bırakacağı en büyük miras, güzel terbiyedir.” Bu konuda pek çok ayet, hadis ve teşvik var ama ayrı bir fasıldır.







*Telafisi nasıl olur hocam?

Telafisi olur, olmaz değil. Fakat o 3’te 2’lik kısmı kapsayacak, kuşatacak, tabiri caizse onu izale edebilecek 3’te 1’lik kısım çok baskın ve tesirli olmalıdır gençlik döneminde. Çünkü 3’te 1’lik özelliğiyle gençlik çağı da insanı son derece etkiler. Tespit edebildiğimiz kadarıyla gençlik döneminde insan; en çok arkadaşlarından ve kendisinden yaşça büyük, konumca üst ve bilgice farklı durumda olan insanlardan etkilendiği ortaya çıkıyor. Bu durumda artık anne, baba ve ailenin görevi bitiyor. Bunun haricinde çok iyi yetişmiş, gençlik psikolojisini bilen rehberler sayesinde telafi edilebilir. Gençlik anne baba döneminde, çocuğun gözünde çok fazla ideal şahsiyetler olarak kalmıyor. Yani genç, çoğunlukla onları aşarak kendini ifade etme ihtiyacı hissediyor. Ama bununla beraber, annesine babasına hayranlık duyan, herkese tercih eden gençler de var tabii.







*Gençlik sorunlarının altında yatan nedenlerden biri de çocukluk evresinde yaşanan olumsuzluklardır. Mesela baskıcı ebeveynin yaşadığı sorunları, çocuklarının aynı duruma düşmemesi için, çocuklarına anlatma şekli nasıl olmalıdır? Bu bağlamda, Asrı Saadet’ten aile içi ilişkilere örnekler verir misiniz?

Asr-ı Saadet’in gençlerine baktığımız zaman, bu gençler arasında bize örnek olacak bir değil birçok örnek şahsiyet var. Bu gençler içinde en farklı olanı Mus’ab Bin Umeyr’dir. O, zengin bir aileye mensup, çok yakışıklı, çok güzel elbiseler giyen, çok güzel kokular sürünen, Mekke’de gezdiği zaman herkesin onu görmek istediği, gıpta ettiği bir gençtir. Resulullah Efendimize iman ettikten sonra, dünya nimetlerini gözünde sıfırlayan, ideali uğruna memleketini terk edip Medine’ye yerleşen ve öğretmenlik yapan bir gençtir. Efendimiz nazarında çok değerli olan bu genç sahabe, Uhud savaşında şehit olmuştur ve Peygamber Efendimiz (asm) onu gözyaşlarıyla ahirete uğurlamıştır. “Bir zamanlar senin giydiğini kimse giyemez, süründüğün kokuyu kimse sürünemezken Ey Mus’ab, şimdi üzerindeki elbise (kefen), başını örtersek ayaklarını, ayaklarını örtersek başını kapatmıyor” deyip ağlamıştı Peygamber Efendimiz (asm). O, Asr-ı Saadetin çok farklı gençlerinden birisiydi. Ama Allah Mus’ab bin Umeyr’i ne kadar değerli kılmıştır ki, bugün Uhud şehitliği ziyaret edilirken Mus’ab bin Umeyr orada Hz. Hamza ile beraber anılan, ismi Müslümanların evlatlarına isim olan şahsiyettir.

_________________
"Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah(sav)"
Yaman Dede
avatar
Nefy-ü İsbat
...
...

Erkek Mesaj Sayısı : 1805
Yaş : 27
Nereden : Ankara
İlgi Alanları : Tasavvuf
Kayıt Tarihi : 15/09/07

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Prof. Dr. Mehmet Emin Ay ile söyleşi

Mesaj tarafından Nefy-ü İsbat Bir Salı Ara. 11, 2007 3:29 pm

*Bu sahabe gibi birçok sahabe vardı dediniz. Peki, bunların aile yapısı nasıldı?

Birçoğunun Müslüman olmalarına, müşrik olan anne ve babaları muhalefet etmiştir. Gençlik döneminde insanoğlunda bir özellik vardır: İdeallerine sahip çıkar. Eğer doğruluğuna gönülden inanırsa; Ashab-ı Kehf misali, inançları uğruna her türlü fedakârlığa katlanır.

Aile yapıların baktığımız zaman, Asr-ı Saadette yetişen gençler ayrıdır, Mekke dönemindeki gençler ayrıdır. Asr-ı Saadetin Medine dönemindeki gençliğini örneklendirmek istiyorsak, o zaman durum farklıdır. Bendenizin yazmış olduğu “ Çocuk ve Peygamber” adlı eserimizde var. Orada, o ailelerde yetişen çocuklar ve gençler, anneleri ve babaları Peygamberimizin (asm) sevgili ashabıdır. Bu ortamda içinde yetişen çocuklar; Abdullah bin Cafer, Cabir bin Abdullah, Abdullah ibni Abbas, Abdullah ibni Ömer gibileri ışık, nur mesabesinde olmuşlardır. Çünkü o ortam onları yetiştirmiştir. Mesela Abdullah ibni Ömer hazretlerini örnek vererek geçelim. Çünkü çocukluğu Peygamberimiz ile beraber geçmiştir. Onun gençlik yıllarında iken Efendimiz dünyasını değişince, o çocukluk yıllarını da çok iyi hatırlamış. Abdullah ibni Ömer, Ashab-ı Kiram’ın en takvalılarından birisidir. Nasıl yetişmiş derseniz size şunu hatırlatırım; Peygamber Efendimiz (asm) onun ellerinden tutarak Medine bahçelerini gezdirirmiş. Peygamberimiz, aynı zamanda, onun ablası Hz. Hafsa’dan dolayı eniştesi konumundadır. O da Peygamberimizin kayınbiraderidir. Böyle bir hukuki, akrabalık ilişkileri de var. Bir gün bir rüya görüyor, “Ben bunu Efendimize anlatamam, sen anlatır mısın ablacığım?” diye Hz Hafsa annemizle konuşuyor. Peygamberimiz bu rüyayı dinledikten sonra diyor ki, “Maşallah, ne güzel bir rüya” diyor ve “Ah bir de, Abdullah gece namazlarına kalksa!” Bunu duyan Abdullah ibni Ömer, hayatının sonuna kadar hiç teheccüdü bırakmıyor. Ve Peygamberimize aşkla bir sahabeymiş. Peygamberimizden hatıra kaldı diye, Efendimizle beraber gezdiği bahçelerde, oturdukları yerlerde otlar kurumasın diye devamlı olarak ziyaret eder, onları sularmış. Böyle bir insanmış… Bu da Asr- ı Saadetin genci…



*İlerleyen teknoloji gençlik sorunlarının ortaya çıkmasında nasıl bir rol oynamaktadır?

Kötü bir rol oynuyor. Şu an mp3 çalarlardan tutun internet teknolojilerine, cep telefonlarına, dvd vb. interaktif sistemlerin tüm ürünleri, gençlere çok güzel şeyler verebilecekken şunu telkin ediyor: Hayatını yaşa! Başka hiçbir şey seni ilgilendirmez. Sorumluluk alma, zevkine göre davran, istediğin gibi istediğin şekilde yaşa, sen özelsin, sen şöylesin, sen böylesin gibi telkinlerle nefsin arzusuna yönelik her türlü pohpohlamayı maalesef bu kitle iletişim araçları da dahil olmak üzere, her türlü sistem ürünü gençlere bunu enjekte ediyor. Hâlbuki yitirilen geleceğimiz oluyor ama farkında değiliz. Yanı başında müdahale edip, düzeltilmesi gereken bir durum vaki olduğunda, genç hiçbir surette oralı olmuyor. Çünkü ‘o benim sorunum değil’ diyor. Bakın bu çok önemli bir olaydır. Çünkü öğrendiği, empoze edilen bu.



“Genç bireyin şeytanı çok olur” denilir. Ayrıca arkadaş faktörü de gencin gelişiminde çok önemli bir rol oynar. Arkadaş seçimi ve şeytanla mücadele gençliğin gelişiminin neresindedir? Bu iki faktör karşısında gençlik nasıl hareket etmeli ve bilinçlenmelidir?

Arkadaş faktörü de var, şeytan faktörü ile birleşince bir harman oluyor. Bu harmanı ateşliyorlar ve bir yangın ortaya çıkıyor. Bu yangını nasıl söndürebiliriz?

O konuda şahsen, bazen çok ümitsiz hale geliyorum, bazen de sabah namazlarında epeyce genç görünce çok mutlu ve ümitvar oluyorum. Tabii ümitsizliğe düşmemek gerekiyor, ye’s küfürdür. Allah’tan ümit kesilmez. Cenab-ı Hak dilerse toplumu çok farklı şekilde duygularıyla, düşünceleriyle değiştirmeye muktedirdir. Ancak iş yine, kanaatimce aile yıllarındaki eğitime gidiyor. Aile yıllarındaki eğitim, gençlere rehberlik edenler sayesinde olursa olur.



*Dün ile bugün arasında, siyasal ve sosyal hayatta gençliğe tanınan imkânlar açısından farklılıklar var mı? Mesela gençlere daha fazla güveniliyor mu?

Şöyle söyleyeyim. Biz toplum olarak gençlere çok fazla sorumluluk vermeyi düşünmemişiz geçmişte. Avrupa, batı toplumu öyle değil. Mesela bize çok enteresan gelir; bir valinin, bir belediye başkanının oğlu temizlik şirketinde çalışır ve parasını alır. Ama bizde ise ‘olmaz’ deriz, babası onu çalıştırmak istemez. Bu sorumluluğu vermeyince de, biraz başıboşluk hali vaki olur. Geçmişte böyleydi. Şimdi eskiye nazaran daha iyi bir durum olduğunu söyleyebilirim. Başbakan’ın gençleri siyasete çağırması, geldiği gelenekte, gördüğü bir takım eksiklikleri tekrarlamamak içindir. Abdullah Gül daha önce siyaset yaptığı bir partide, genel başkan adaylığına başvurduğu zaman, denilmişti ki “daha henüz gençsiniz.” O da şu cevabı vermiş: “Yaşım 50’ye geliyor, saçlarımın çoğu ak oldu. Acaba bu gençlik dönemim ne zaman bitecek?”

Şahsen, ayetlerden ve hadislerden anladığıma göre, bir insana ne kadar erken yaşta sorumluluk verirsek –fakat denetimsiz bırakmadan- bir insan hayatta o kadar olgunlaşır, hayatın zorluklarına karşı o kadar başarılı olabilir. Eğitimciler bunu söyler. Niye Cenab-ı Hak buluğ çağıyla birlikte mükellefiyet çağını da başlatıyor dersiniz?



*‘Artık seni muhatap kabul ediyorum’ der, Allah (cc)

Evet, onun için. O sebeple erken yaşta sorumluluk vermek lazım, çünkü insanoğlunun gençlik döneminde daha çabuk öğrendiğini hepimiz daha iyi biliyoruz. En iyi bilgisayarcılar 14–15 yaşlarındaki çocukların arasından çıkıyor. Kavrama müthiş. Ha, hayat tecrübesi yok. Kırk yaşındaki adamında elli yaşındaki adamında tecrübesi olmuyor. Tecrübe, yılların birikimidir. Onu bekleyemeyiz, ama verdiğiniz işi denetlerseniz, yapıyorsa gençten iyi istifade edersiniz.



*Fatih’ in 19 yaşındaki tahta oturuşu, Bediüzzaman hazretlerinin 14 yaşında ulemayı ilzam edişi…

Evet. Görüyorsunuz ki onlar yetiştirilmiş. İmam-ı Şafii hazretleri 17 yaşlarında iken, Vekii isimli hocasına soru sorulduğu zaman dermiş ki, ‘gidin o delikanlıdan sorun.’ Çünkü yetiştirmiş. 17 yaşında fetva verecek bir bilgi birikimine sahip olmuş. Bakın demiyor “daha o gençtir” Çünkü almış alacağını, vermeye hazır.

Kontrolsüz bırakmanın en güzel örneğini, aslında Cenab-ı Hak bizlere ayetlerde öğretiyor. Hz Musa (as) yanına aldığı gençle beraber Hızır (as) ile buluşmaya gidiyor. Diyor ki, “Bak bu balığa iyi sahip ol. Bu balık nerede canlanırsa Hızır oradadır. Bizim onu kaybetmemiz lazım.” Hz Musa ile genç epey yol yürüyorlar. Hz. Musa “getir yemeğimizi yiyelim” diyor. Yemeği getirince “eyvah balık gitmiş” diyor genç. Hz. Musa ne olduğunu soruyor. Genç, “Biz bir ara durduğumuzda her halde suya karıştı” cevabını veriyor. Hz. Musa “ben sana söylememiş miydim” diyor ve tekrar o yolu geri yürüyorlar. Bunun sebebi nedir? Hz. Musa’nın denetlemesi gerekirdi.

_________________
"Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah(sav)"
Yaman Dede
avatar
Nefy-ü İsbat
...
...

Erkek Mesaj Sayısı : 1805
Yaş : 27
Nereden : Ankara
İlgi Alanları : Tasavvuf
Kayıt Tarihi : 15/09/07

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Prof. Dr. Mehmet Emin Ay ile söyleşi

Mesaj tarafından Nefy-ü İsbat Bir Salı Ara. 11, 2007 3:31 pm



*Peygamber Efendimizin (asm) gençliğinden (cahiliye dönemi ve Asrı Saadet karşılaştırması), onun gençlik modelinden bahseder misiniz? Onun istediği bir genç günümüzde nasıl yetiştirilebilir? Bediüzzaman’ın gençlik sorunlarının çözümü ile ilgili görüşleri hakkında ne söylersiniz?

Bu konuda geniş bir bilgiye sahip değilim. Ama okuduklarımda şunu görüyorum. Karşısına aldıklarına çok fazla değer veriyor, iman hakikatlerini eğer kendisine mal edebilirse hayattaki zorlukları çok rahat aşabileceğini telkin ediyor, gençlik döneminin geçici heveslerine, dünya hayatını ebedi hayatına feda etmesini öğütlüyor. Yani bu öğütleriyle bir karakteri inşa etmeye çalışıyor. Ben bunu görüyorum.

Bediüzzaman’ın istediği gençlik, haddi zatında Resulullah Efendimizin de istediği gençliktir. O buyurur ki “Allah’ın en çok sevdiği kimselerden birisi de, kendisi gençtir ama genç gibi yaşar. Sevmediği kimselerden biri de, ihtiyardır ama gençlere özenir”. Demek ki Efendimiz (asm) gencin, kendisini ahirete yakın hisseden bir ihtiyar gibi, hayatın kendisine sunduğu lezzetleri değil de, -tabiî ki meşru dairede istifade edecektir- bir doygunluk ve itminan haliyle ibadet lezzetini yaşayan gençler olsun istiyor.



* Bediüzzaman’ın eserlerinden esinlenerek yaptığınız çalışmalar var mı?

Yok ne yazık ki. Keşke okusaydım, bilgilenmiş olsaydım. Ama hakikaten şu da var ; Cenab-ı Allah’ın ümmeti Muhammed’e (asm) lütufkârlık örneği olarak, her dönem gönderdiği farklıalimler, abidler, zahitler, veliler vardır. Zamanında kutup yıldızı gibi parlayan İslam alimleri gelmiş. Ümmet-i Muhammed’in elinden tutmuş, imam-ı Rabbani, Şah-ı Nakşibend, Abdulkadir Geylani, gibi tasavvuf büyükleri, işte Ebu Hanife, İmam-ı Şafii, Ahmet Bin Hanbel, muhaddisler müfessirler gibi bir çok alim vardır. Bediüzzaman hazretleri de onlardan birisidir. Ümmet-i Muhammed’in çok ihtiyaç duyduğu bir anda, iman hakikatlerini, imnın lezzetini ciddi manada edebi bir üslup ile insanı ikna eden bilgilerle anlatan bir büyük İslam alimidir. Bediüzzaman hazretlerinin manevi eğitimine, manevi terbiyesine imanına, irfanına, ibadetine katkıda bulunduğu herkesçe müsellemdir. Bu konuda bir şüphe yok. Adına enstitüler kurulmuş, adına tezler yapılmış bir büyük İslam alimidir. Ben böyle büyük İslam alimlerini hep rahmet ile yad ederim. Ertuğrul Erkişi beye çocuklara yönelik yapmış olduğu “Teşekkür ederim Allah’ım” adlı eserinde, onlara küçük katkılarım oldu benim. Mesela çocuklarımıza Allah’ı nasıl anlatalım eserimiz var. Onda telkin ettiğimiz küçük yaştaki çocuklara Allah sevgisine dayalı bir eğitim vermek lazım. Gençlik dönemine geçtikten sonra artık cennet, cehennem, Allah, korkusunu vermek lazım. Bunlar Bediüzzaman hazretlerinin de ta o zamandan söylediği, telkin ettiği hususlardır. Şimdi de eğitimciler bunu söylüyor. Böyle bir tetabuk söz konusu. Son zamanlarda yeni olarak Hz. Mevlana üzerine bir çalışma yaptım. Bitti hamdolsun, yayınlandı “Aşkın Kanatları” ismiyle. O çalışmadaki gayemiz; Hz. Mevlananın her şeyden önce bir müderris, bir İslam âlimi olduğunu, yani onu besleyen kaynağın Kur’an ve Peygamberimizin sünneti olduğunu vurgulamaktı. Onu böyle hümanist bir filozof, aşk adamı gibi yetersiz cümlelerle tarif eden ber tariften aslına yönelerek anlatmak ve tanıtmak çabasıydı. Mesnevinin Farsça orjinal beyitlerini okuduk. Farklı dillerde,"ben yaşadığım sürece Kur'an'ın kölesiyim, Hz. Muhammed Muhtarın yolunun tozuyum." ifadesini farklı doğu ve batı dillerinde seslendirdik. Arapça, İngilizce gibi bir Hz. Mevlâna koleksiyonu oldu.Yine 'Şefkat Peygamberi' diye, Cenab-ı Halkın lutfuyla,Peygamber'imizden bahsettiğimiz bir eserimiz oldu. Çalışmalarımız son olarak bunlar idi.



“Gençlikte öğrenilen ilim mermer taşına, yaşlılıktaki öğrenilen ilim ise suya yazılır…” hadisini açar mısınız bize… Niye daha kıymetlidir?

“El ilmu fissigar ken nahşi alel hacer” Bu “küçük yaşta öğrenilen bilgi mermer taşına yazılan yazı gibidir. Yaşlılıkta öğrenilen bilgi ibe suya yazılan yazı gibidir.” Diye devam eden bir hadisi şeriftir. Ama şunu da söyleyebiliriz; bir gencin ibadeti yetişkinin ibadetinden daha makbüldür. Nedeni şudur: Çünkü nefsi, onu ibadetinden daha fazla alıokymakta , şeytan daha çok onunla meygul olmaktadır. Bu iki unsuru bertaraf edip Allah’a kulluğunu ifa edebiliyorsa budur derecesinini yüksek olmasının sebebi.



Sizin ilk hac ve umreniz –sizin tabirinizle vuslatınız- genç yaşta gerçekleşmiş. O duygularınızı genç arkadaşlarımızla paylaşır mısınız?


İlk umreye gittiğim zaman 25 yaşlarımdaydım. Ve Medine-i Münevvereden çok etkilenmiştim. Sonraki gidişlerimde MEkkke-i Mükerremeden de çok etkilendim. Şöyle söyleyelim; eğer gençler gitmeden biraz bilgi sahibi kılnırlarsa bilgi ile beraber gederlerse etkinelmesi, aşkı ve muhabbeti yetişkinden daha güzeldir. Tabir icaizse; gençteki gönül, yaşlıdakinden daha taze ve etkilnemeye daha müsait. BU konuda söylenecek çok şey var. Eğer bilgi eksikliği vrasa, nasıl yapıldığını bilemiyorsa sadeceaşk, muhabbet bir şeyler anlamınsa idark etmesine yetmez. Hac anlamakla ile alakalı bir ibadettir. Çünkü ayetler bakın, ayetler bize sembolleri veriyor. Yani siz eğer Safa ile Merve arasında gidip gelmenin nereden bie hatıra kaldığını bilmezseniz ikisi arasında gidip geliniyor diye düşünebilirsiniz. Hatta Ashabı Kiram bunu müşriklerinde yerine getirdiği bir adet olduğunu bildikleri için, “Ya resillah! Bildğimiz üzere müşriklerde Safa ile Merve arasında sa’y ediyorlar. Şimdi biz de aynı işi yaptığımız zaman onları taklit etmiş olmaz mıyız?” diyorlar. Ayet iniyor, “İnnessafa velmervete min şeairillah. Femen haccel beyte evi’temara fela cünaha aleyhi an yeftevfeha bima.” Yani “kim hac ve umre maksadıyla gelrise, onları o mekanı tavaf etmesinde bir sakınca yoktur.” Bizden istene şudur: Hacer annemiz yavrusuna İsmail’e , su bulmak için öyle koşmuştur, ey mümin sen de Rabbini rızasına kavuşmak için , günahlarını affettirip, buradan memleketine tertemeiz dönmek için sen de öylece ter dök manasında duaları okumak isteniyor. Sa’y etmek nedir biliyor musunuz? Çaba sarfetmek. Bunun şuurunda olmadan sa’y den bir şey anlayamayız. Arafat’tan, mina’dan Muzdelif’den, şeytan taşlamadan, Kabe’yi tavaf etmek gibi, işte bunları arka planların bilmekle olur. İşte o yüzden, eskirle demiş ki, ‘önce tekke sonra Mekke.’ Tekkelerde manevi eğitim verilir, insanın nefsi tanıtılırmış. Bir bilgi sahibi olmadan giderseniz, Mekke’deki o kabe-i Muazzama; üzeri örtülü dört tarafı duvar, Medinen’deki Ravza-i Mtahhara ‘da memleketinizideki bir cami gibi gelir. Az istifade ederek gelirsiniz. Fakat oradaki hakikatleri düşünerek giderseniz önceden biligili de olursanız niye Arafat’a çıkacağım, niçin sa’y ediyoruz, niçin tavaf yapıyoruz, benden Rabbim ne istiyor? Gibi haccın irfani yönüne kendinizi vermelisiniz. Bakın çok enteresandır; Cenab-ı Hakk hac ile ilgili ayetlerde diyor ki, “Hac yolculuğuna çıkacağınız zaman yanınıza azık alın.” Sonrada diyor ki ayetin devamında, “Ama şunu da bilin ki en hayırlı azığınız takvanızdır.” Bu sebeple biz de diyoruz ki, hac yolculuğuna çıkarken ihramlarınızı unutmayın. Ama takvanızı asla unutmayın. Çünkü o olmadığı zaman hacdan istifadeniz olmuyor.

*Çünkü orada sabır çok gerekli değil mi?

Evet çok doğru. Dolayısıyla öncedin bilgiler verilirse gencin haccı, yaşlının haccından daha güzelolacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.



*Eserlerinizi icra ederken sesiniz sanki bir ruh giyiniyor. O ruh gönüllerimize nakşoluyor. Nasıl bu şekilde tesirli olabiliyorsunuz?

Bu tamamen Cenab-ı Hakkın bir lutfudur. İlahi olurken biz, insanlar ondan etkilensin, gonullerinden bir ruh hissetsin diye hiç düşünmedim. Eserlerin, şiirlerin kendisi güzeldir. Tabiri caizse onları yazan şahsiyet ile aynileşmeye çalışıyoruz. Mesela ben Talaal bedru aleyna'yı okurken, kendimi Medine çocuklarının arasında hissederek okumaya çalışıyorum. O duyguyla okursanız, farklı olursunuz. Mesela ben, -tavsiye ederim- Talaal Bedru Aleyna'yı geçen yıl bir daha okuduk. Nurul Huda albümümüzde, okurken çok duygulandım. Dolayısıyla o anı yakalamaya çalışırsanız, tesirini Cenab-ı Hakk verir. Biz kimiz ki, insanın gönlüne tesir edebilecek bir güce sahip olalım.Ama şu var: Yaptığımız çalışmalarda gayemiz musiki icra etmek değil.Sadece vasıta olmaktır.O sözün insanlara ulaşmasıdır.Bu sebeple,bizim belki bu vasıta oluşumuzun, farkında olmamız tesiri sağlıyordur. Cenab-ı Hakkın lutfudur, yoksa bir gayretimiz müzik yapmak olmamıştır, işimiz o değildir yani. Son çalışmamız Hz. Mevlana eserimizde görüyorsunuz, son bölümde İngilizce bir eser okuduk. Yani İngilizce eser okumak için okumadık, ama orda eserin orta yerinde Mevlâna'nın bir telkini var. Bir İngilizce ya da İngilizce konuşan birine "Gel" diyerek, birşeyler anlatıyor. İşte biz bunları okurken bu telkinleri iletmeye çalışıyoruz.

Gençliğe ithafen bir eseriniz olacak mı, var mı böyle bir çalışmanız?

'Kur'an' da gençler ve gençlik değerleri' diye bir konuyu konferans olarak veriyorum birkaç yıldan beri. Kur'an da 'Cenab-ı Hakk hangi gençlerden bahsediyor?' gibi soruları cevaplamaya çalışıyorum. Mesela Hz.İbrahim'in gençliği var, Hz.Yusuf'un var, Hz.Musa'nın var. Bunlar her gençlik döneminde anlatılıyor bize. Bunu Allah izin verirse kitap haline dönüştürmek istiyorum. Ama şu an fırsat bulamadım.



*Hocam size güleceğiniz bir hatıranızı hatıra getirmek istiyorum. Ben bunu araştırırken çok duygulanmıştım. Siz Medine'de itikafta iken bir genç size Mehmet Emin Ay'ı, sizi size sormuştu farkında olmadan. Bunu bize de anlatır mısınız?

Tabiî. Benim de çok hoşuma giden, enteresan bir hatıraydı. Bir gün itikaf yerime sarışın bir genç geldi. Adı Enver. Başkürdistanlıymış. Riyad'ta din enstitüsünü okuyormuş, buraya arkadaşlarıyla beraber gelmiş. Ona yoğurt ikram etmiştim. Sonra yanıma geldi teşekkür etti. Türkiyeli olduğumu öğrenince, bana birini sordu.Türkiye'den Başkürdistan'a gelen büyükleri ona o hatim kasetlerinden vermiş. Onun sayesinde burda olduğunu, onun hatim kasetleriyle Kur'an a daha bir bağlandığını söyledi. Kendisini çok görmek istediğini söyledi. İstanbul'a geldiğinde, kendisini onunla tanıştırmamı istedi. Kimdir diye sordum. Mehmet Emin AY dedi, çok şaşırdım. Şimdi benim desem enaniyet olur diye düşündüm. Söylemesem ayıp olacak dedim. Sonra ona Mehmet Emin Ay'ın ben olduğumu söyledim. Çocuk şaşırdı. Akıllı bir insan. Bana pasaportumun yanınızda mı sordu.Bende orada yatıp kalktığım için, gömleğimin iç tarafındaki cebimden çıkardım pasaportumu. Çocuk baktı pasaportuma, hiçbir şey söylemeden, ardına bakmadan koşup gitti. Geldiğinde diğer arkadaşları da gözleri yaşlı şekildeydi. Başladılar kucaklaşmaya, hayranlıklarını anlatmaya vs. Benim için unutulmaz, enteresan bir hatıra idi. Bunun gibi çok şey oluyor. Ama bu farklı.Çünkü bunda, o kadar insanın içinde size soruyor ve üstelik ona yoğurtta ikram ettik.Gerçi o yoğurdu, Türkiye'nin ki gibi damak tadımıza hitap etmediği için vermiştim, o da memnun oldu. Sonra teşekküre geldi, nerelisiniz deyince mesele orada başladı.

Hocam sizden, gençliğe bir dilekçe alabilir miyiz?

Ben şunu söyleyim. Bizim de gençlerimiz, evlatlarımız var, yetiştirmeye çalışıyoruz. Çocukluk dönemlerine de bakıyoruz da... Ben şahsen ibadet ehli bir genç görünce, kendisine özeniyorum. Çünkü mahşer meydanında yedi sınıf zümreden birisidir gençler. İbadet ehli olanları bağrıma basmak istiyorum. Ama hakikaten şu dönemde de gençlere çok acıyorum, onu da söyleyeyim. Çok kuşatılmışlar. Allah'tan dileğim; şu fani hayatın geçici zevklerine, lezzetlerine kapılmadan, ahiretteki mekânlarını güzelleştirecek, böyle ibadetler içinde olsunlar. Bu tür çalışmalara, anektodlara, hatıralara çok ihtiyaçları var gençlerin. Güzel bir iş yapıyorsunuz Allah razı olsun. Onlar ile ilgilenmek, ellerinden tutmak gerek.


Allah razı olsun hocam.

Sizden de razı olsun.

_________________
"Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah(sav)"
Yaman Dede
avatar
Nefy-ü İsbat
...
...

Erkek Mesaj Sayısı : 1805
Yaş : 27
Nereden : Ankara
İlgi Alanları : Tasavvuf
Kayıt Tarihi : 15/09/07

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Prof. Dr. Mehmet Emin Ay ile söyleşi

Mesaj tarafından Uhuvvet Bir Çarş. Ara. 26, 2007 2:34 pm

Selam ile;
Mehmet Emin Ay hocamız hep nuranî güzelliği ile zihinlerimize gelir.O davudî sesi,o fikri ile zikri bir oluşu,yazdıkları,öğrettikleri ile Rabbim biz ondan razı olduk Sen'de Hocamızdan razı ol.

Tam bir haftadır en son ki eserini dinliyorum.Mevlâna 'yı yenidne yaşıyor gibiyiz onun sesiyle.


Saadetle
avatar
Uhuvvet
...
...

Mesaj Sayısı : 87
Kayıt Tarihi : 15/12/07

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Prof. Dr. Mehmet Emin Ay ile söyleşi

Mesaj tarafından Nefy-ü İsbat Bir Cuma Ara. 28, 2007 4:23 pm

Uhuvvet demiş ki:Selam ile;
Mehmet Emin Ay hocamız hep nuranî güzelliği ile zihinlerimize gelir.O davudî sesi,o fikri ile zikri bir oluşu,yazdıkları,öğrettikleri ile Rabbim biz ondan razı olduk Sen'de Hocamızdan razı ol.

Tam bir haftadır en son ki eserini dinliyorum.Mevlâna 'yı yenidne yaşıyor gibiyiz onun sesiyle.


Saadetle

Hocamızın son eserini kesinlikle tavsiye ederim...

_________________
"Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah(sav)"
Yaman Dede
avatar
Nefy-ü İsbat
...
...

Erkek Mesaj Sayısı : 1805
Yaş : 27
Nereden : Ankara
İlgi Alanları : Tasavvuf
Kayıt Tarihi : 15/09/07

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz